Beklemek için uzun bir süre 6 aydır

Bir öğretmenin günlüğü - Kuzgunlu 1995

2019.10.27 20:04 exclamationless Bir öğretmenin günlüğü - Kuzgunlu 1995

Bu kasabada başıma gelen olaylar yüzünden akıl dengemi kaybediyorum. Sırada ben varım bu yüzden başıma gelen önemli olayları olabildiğince hızlı anlatıp Kuzgunludan kaçmaya çalışıcağım.
1995 yılının haziran ayında kuzgunlu kasabasına zorunlu hizmetimi yerine getirmek üzere öğretmen olarak atandım. Zorunlu hizmeti için bugünlerde karışık olan doğu şehirleri yerine ücra bir kasaba çıktığı için kendimi şanslı saymıştım. Hatta diğer mezun arkadaşlarım beni kıskanmışlardı bile ama şimdi onların yerinde olmak için her şeyimi veririm.
Kuzgunlu çok kalabalık olmayan bir kuzey kasabasıydı. Bu kadar ücra bir bölgeye neden kasaba kurulur ki diye kendi kendime sorduğumu hatırlıyorum ilk geldiğimde. Otobüsten indiğimde birkaç insanlar anadolu misafirperverliğinde beni karşıladılar. "Kuzgunlumuza hoş geldiniz!" diyor elimi sıkıyorlardı. Bavullarımı sırtlanıp beni kalacağım yere doğru gitmeye başladık. Yolda ne kadar iyi ettiğimden ve kuzgunlunun ne kadar dostcanlısı bir kasaba olduğundan bahsedip durdular. Geldiğimizde karşımda gördüğüm şey kasabanın "okul"u olarak adlandırılan yerdi. 2 katlı küçük bir binaydı ve sarı boyası yeni badana istiyorum dercesine solmuş, çatlamış ve dökülmüştü. 2 katı birleştiren dışardan bağlantılı demirbir merdiveni, büyük pencereleri ve binanın yanında küçük bir çimden (çamur demek daha doğru olur) bahçesi vardı. Üst katında ben kalıcaktım ve bir şeye ihtiyacım olursa muhtarla görüşmem yeterliymiş. Çok kötü olmadığını düşünmüştüm ilk geldiğim zamanlar. Küçük sayılabilicek eve ve köy okulu diyebilinecek kadar derme çatma okula katlanabilirdim ama bir süre sonra bazı gariplikler kafamı kurcalamaya başladı. Herkes sürekli bana gülüyor ve aşırı nazik davranıyor ama kimse benim sorularıma düzgün cevap vermiyor gibi hissediyordum. Sorduğum çoğu soruya boşverin hocam diyip bana kuzgunlunun güzelliklerinden bahsediyorlar ya da kasabanın kahvesine çağırıyorlardı. Ben de samimiyetsiz bulduğum için insanlardan kendimi uzaklaştırdım ve zamanımın çoğunu odamda radyo dinleyip hikayeler yazarak ya da kuzgunlunun biraz dışındaki koruda çimlere yatıp kitap okuyarak geçirdim. Arada bir bakkaldan sigara ve çay alıyordum ve başka bi masrafım olmuyordu çünkü coğu gün birileri kapımı çalıp bana yemek getiriyorlardı. Günlerim haftalarım böyle geçerken okulların başlaması yaklaşmıştı ki bu kasabanın en büyük garipliği kafama bir zehir gibi yayıldı. Geldiğimden beri hiç çocuk görmemiştim. Nerdeyse 3 aydır 1 tane bile çocuk görmemiştim Kuzgunlu'nun sokaklarında. Bir şeylerin ters gittiğini o zamanlar anlamıştım ama mantığım beni bu kasabadan kaçmaktan alı kokuyordu. Sadece bir tesadüf olmalıydı, evet evet sadece bir tesadüf ya da başka bir şey... Okul yarın açılıcaktı ve ben daha bir çocuk bile görmemiştim Kuzgunluya adım attığımdan beri. Ama bir rahatlama da gelmişti üstüme: eğer yarın sabah okula hiçbir çocuk gelmezse bu tuhaf kasabadan gidebilirdim. Bunun olması için dua edip çalar saatimi 8 e kurdum ve uykuya daldım.
Sabah kalktığımda alt kattan bir takım sesler geliyodu saate baktığımda 8:42 yi gösteriyordu. Hemen yataktan fırladım ve yüzüme su vurdum. Meslek hayatımın ilk okul gününe 18 dakika vardı ve ben yeni uyanmıştım. Hızlıca üstüme gömleğimi ve kravatımı geçirdim aynada saçımı düzeltip merdivenlerden hızlıca aşşağı kata indim. Kapıyı açtığımda şaşkınlığımı gizleyemedim. Mavi önlüklü 40-45 kadar çocuk sıralara oturmuş bağrışıp çağrışıyor,oynuyor kimisi bir şeyler yiyor kimisi bi diğerini rahatsız ediyordu. Kapıyı açtığımdan sonra 2 saniye kadar devam eden bu karmaşa beni fark etmeleri ile son buldu. Şimdi hepsi susmuş bana bakıyor ve sonraki adımımı bekliyolardı. Yavaşça içeri girip kapıyı kapadım. Sınıfa bir göz gezdirip masama oturdum. Tüm sıralar dolu gibi gözüküyordu. "Günaydın sınıf" dedim, tüm öğrenciler anlaşmış gibi bir ağızdan "Günaydın öğretmenim" diye cevap verdiler. Yoklama listesinden tek tek isimleri okudum. Tüm öğrenciler eksiksiz burdaydı. Bu hevesimi yerine getirmişti ve öğrencilerle tanışmaya başladım. Tek tek tüm öğrenciler isimlerini kaçıncı sınıf olduklarını ve ilerde ne olmak istediklerini söylediler. Ben de kendimi tanıttıktan sonra derslere başladım ve söylemeliyim çocuklar çok uslulardı. Çoğu kasaba ve köy okulunda olduğu gibi karma eğitim vardı kuzgunlu ilk okulunda da. İlk saatlerde 1. Ve 2. Sınıflar tahtayı dinlerken büyük sınıflar kendi başlarına çalışıyorlar daha sonra 1. Ve 2. Sınıflar dinledikleri üzerine alıştırma yaparken daha büyük sınıflar tahtayı dinliyor, tenefüslerde çocukların çoğu bahçede koşup oynuyor tenefüsün bittiğini belirten düdüğü üflediğimde sınıf yeniden doluyordu. Çocukların bu usluluğu beni mutlu ediyordu ama gene yaşanacak garipliklerden habersizdim. Sonbahar olmuştu ve artık tüm öğrencilerimi biliyor bazılarını iyice tanımaya başlıyordum. 3. Sınıflardan mehmet küçük kara ama aşırı hızlı bir çocuktu, tenefüs olduğu anda koşarak dışarı çıkar tüm tenefüs bahçede koşar sonra en hızlı da okula o girerdi. Polis olmak istediğini söylemişti sorduğumda. 5. Sınıflardan melike çok güzel resim yapar, 4. Sınıflardan orhan bilek güreşinde beni bile yeniyordu. Ama en sevdiğim öğrencim 1. Sınıflardan ayşeydi. Ayşe beyaz tenli siyah saçlı ve mavi gözlü küçücük bir kızdı. Hem çok usluydu hem çok zekiydi. Okumayı hemen sökmüş üstüne diğer arkadaşlarına öğretmem için bana yardım ederdi. Ama en önemlisi öğretmen olmak istediğini söylemiş, Neden olarak da en önemli meslek öğretmen de ondan diye eklemişti. Sonbaharın ortasında okuldaki ilk gariplik yaşanmıştı. O zamanlar bu Kuzgunlu denen yerden neden kaçmadım ben de bilmiyorum.2.sınıflardan cemil bölme işlemi yaparken / işaretini kullandığını fark ettim ve nerden öğrendiğini sordum (çünkü ben çocuklara sadece ÷ işaretini göstermiştim). "Eski öğretmenim öğretti öğretmenim" dedi bana. O an şaşırmıştım. Sonuçta bu çocukların bir eski öğretmeni vardı ve ben bunun yeni farkına varmıştım. "Eski öğretmeninine ne oldu?" sorusu dökülmüştü ağzımdan ben farkında varmadan. Çocuklar hep bir ağızdan "bilmiyoruz öğretmenim" dediler. Normalde de böyle cevap verirlerdi ama bu sefer beni rahatsız etmişti bu. "Cemil sana sordum evladım" diye Cemile yönelttim soruyu belki kalabalıkta söyleyememiştir diye. Bir saniye durdu ve "bilmiyorum öğretmenim" diyip yerine oturdu. O günden bir hafta sonra daha garip şeyler yaşanmaya başladı. Aylardan kasım olmuştu ve sabah sınıfa girdiğimde ve her şey sıradan gibi görünüyordu ama biraz sonra her şey daha garip bir hal alıcaktı. Sınıfa göz gezdirirken cemilin sırasının boş olduğunu gördüm. Tüylerim diken diken olmuş ilikerim buz kesmişti. Şimdiye kadar öğrencilerimden hiçbiri devamsızlık yapmamıştı. "Ar...arkadaşınız cemil nerde?" diyebilmiştim güçlükle, "Kuzgunludan taşındılar öğretmenim" diye cevap verdi tüm sınıf. Soğuk terler vücudumdan akmaya başladı. Tüm bunlar garip değil miydi? Bir aklı başında olan ben miyim diye kendime sordum. O günü çok zor geçirdim ve çocukları soba tıkandı diyip evlerine erken yolladım. Tesadüf heralde kendimi avuttum ama bunun doğru olmadığını o zaman da adım gibi biliyordum. Etraftaki insanlara da cemilin kayboluşuyla ilgili sorular sorsam da aynı geçiştirme cevabı aldım: "Kuzgunludan taşındılar" nedeni: "bilmiyoruz". Kasım ayı ızdırap gibi geçti. sürekli penceden dışarıyı izlemeye, insanlarla olabildiğince az etkileşime girmeye, odamdan dışarı mecbur kalmadıkça çıkmamaya başladım. Aralık ayı geldiğinde soğuk iyice etkisini göstermiş kar yağmaya başlamıştı. Ama bu kadar soğuğa ve kara rağmen tüm öğrencilerim her gün okula gelmeyi sürdürmüştü. Ta ki bir öğrencimin daha kaybolduğu güne kadar. Aralığın sonuna doğru sınıfa girdiğimde melikenin de sırasının boş olduğunu gördüm. Büyük bir şaşkınlık daha yaşamıştım. Sırada melike vardı demek diye düşündüm ama neden Melikeydi ki? Cemil benle konuştuğu için yok olmuştu ama ya Melike? O sırada gene kendimi kandırmayı seçmiş cemil de tesadüftü diye içimi rahatlatmayı seçmiştim. Melike nerde diye sorduğumda aldığım cevaplar aynıydı: "Kuzgunludan taşındılar öğretmenim" nedeni: "bilmiyoruz öğretmenim". Şaşırmamıştım bu cevabı aldığıma ama neden melike sorusunun cevabını hatırladığımda daha mantıklı geldi bana bu cevaplar. Gece dışarıyı izlerken hatırladım bunun cevabını. 1 hafta önce tenefüste melike'nin arkasından yaklaşmış ne çizdiğine bakmıştım sessizce. Resim defterinin beyaz sayfasına sadece siyahla geyik boynuzları olan bir insan sureti gibi bişey görmüştüm gözümün ucuyla ki melike beni fark edip çizdiğini gizledi. Utanmış gibiydi. Üstüne çok düşünmemiştim bu olayın ama artık benim için bir şey kesindi. yatağıma yattım ve kararımı verdim: Kuzgunludan kaçmam gerekiyordu. O Sabah gene okula gittim. Bu çocukları son görüşüm değilmiş gibi normalce işledim dersleri ama biliyordum ki yarın Kuzgunludan kaçıyordum. Hiçbir şey beni burda tutamazdı artık. Okul saatini güç bela bitirebildim ve çocuklar evlerine gitmeye başladılar. O sırada ayşeyle göz göze geldim ve neden olmasın diyip ayşeyi yanıma çağırdım. En sevdiğim öğrencim ayşe de bana yalan mı söyleyecekti? "Ayşe" dedim "melikeye ne olduğunu biliyorsan benden saklamazsın de mi?" Başını öne eğdi bişey demedi. "Benden saklamana gerek yok ayşe hadi söyle" dedim ama ayşe başını kaldırmadı gözleri dolmuştu burnunu 2 kere çekti ve ağlayarak koşmaya başladı. Kendimi kötü hissetmiştim bu Kuzgunlu adındaki bok çukurunda özleyeceğim tek insan ayşeydi galiba. Ama artık geri dönüş yoktu sabah ilk otobüsle Kuzgunludan ayrılıyordum. Ya da ben öyle sanıyordum...
O akşam hava benim gideceğimi anlamış da bütün nefretini kusmak istermiş gibiydi. Kar öyle hızlı yağıyordu ki jilet gibi kesikler atıyordu cildinize. Bu gidişle kar bir metreyi bulur diye düşünüyordum ama bu bile beni Kuzgunluda tutmaya yetmiyecekti. Otobüs gelmezse yürüyerek gidecektik bu lanetli yerden. Radyoda neşet ertaşın olduğunu anladığım bir saz melodisi vardı ama o kadar parazitliydi ki şarkıdan çok kesintisi dinleniyordu. Radyoyu kapadım, bavulumu ve çantamı gözden geçirdim sabah giyeceğim kalın giysilere bir daha baktım. Çalar saati 7 ye kurmuştum ki güneş çıkmış biraz da olsa karı eritmiş olsun. Sigaramı söndürüp izmaritini büyük bir odun parçasıyla birlikte sobaya attım. Saate son bir kez baktım. 21:37 yi gösteriyordu. Gözlüklerimi çıkarıp komidine koydum ve kafamı yastığa bırakıp sobadan çıkan odun çıtırtıları eşliğinde uyumaya başladım. Odada birisi vardı. Bunu gerçekle uyandığımda başta ne olduğunu kavrayamadım ama gözümü açtığımda yatağımın başında beyaz bir insan silüeti gördüm. Kafamı yorganın altına soktum ve bunun bir rüya olduğuna kendimi inandırmaya çalıştım ama o insanın sesini hala yorganın altından bile duyabiliyordum. Biraz dinleyince bu sesin ağlama sesi olduğunu ve bana biraz tanıdık geldiğini fark ettim. Tüm cesaretimi toplayarak kafamı yorganın altından çıkardım ve ağzımdan çıkan hoh sesiyle tuttuğumun farkına vardığım nefesimi vermiştim. Mavi küçük gözlerli, bembeyaz yüzü ve elbisesiyle yatağımın başında ağlıyordu. Bir şeylerin ters gittiği aşikardı ve demin hissettiğim rahatlama yerini rahatsızlığa bırakmıştı. Gözlüklerimi takıp bir daha baktım evet ayşeydi bu ama bir terslik vardı. Kafamdaki sorulara cevap bulmak için ilk konuşmayı ben yaptım "Sorun ne ayşe? Niye burdasın?" 2 kere burnunu çektikten sonra cevap geldi "Beni almalarına izin vermiceksiniz di mi öğretmenim, kaybolmak istemiyorum öğretmenim" "Kim seni alıcak ayşe neler oluyor burda" "Beni korucak mısınız öğretmenim?" Bir an durakladıktan sonra bu da mı onların oyunu diye düşündüm. Sonra ayşenin suratına iyice baktım. Şüphe yok bu küçük kız gerçekten son çare olarak bana gelmişti, bu kadar savunmasız bir öğrencimi koruyamıcaksam neden öğretmen oldum ki diye düşünmeden edemedim. "Ne yapmam gerek ayşe söyle bana" demiş bulundum Ayşe gözlerini beyaz elbiseninin koluna silerek hayatımda gördüğüm en içten gülümsemeyi attı ardından elime bir kağıt parçası tutuşturdu ve dedi ki "Eğer beni kurtarmak istiyorsanız bu kağıttakileri harfi harfine yapmalısınız öğretmenim. Eğer hepsini yaparsanız haftaya beni de götürmezler. Şimdi gitmem gerek beni takip etmeyin lütfen kağıttakileri yapın." ve yanağıma bir öpücük kondurarak küçük adımlarla kapıya gitti "d...dur" dicek gibi olsam da kapıyı açıp kar fırtınası içinde kaybolması bir oldu. Hemen kalkıp ardından kapıyı açtım ama küçük öğrencimden bir iz göremedim. "Acaba bunlar bir rüya mı" diye kendi kendime gülmeye başladım "rüya olmalı evet rüya" diye gene inkar etmeyi denesem de elimde tuttuğum katlanmış kağıt durumu hiç de kolaylaştırmıyordu. Hızlıca kağıdı açıp soba ateşinin ışığında okumaya başladım. Bu bir listeydi ve ayşenin yamuk yumuk el yazısıysıyla yazılmıştı. Okumaya başladım:
1) gece 1 de okulun sınıfında ol 2) gece 1 30 a kadar sobayı söndür, tüm perdeleri dışardan görünmücek şekilde kapat, tüm kapıları kilitle, ışıkları kapat. 3) gece tam 2 de ismini kara tahtaya ters olarak yaz 4) gece 2 den sonra kim kapıyı çalarsa çalsın kesinlikle KİMSEYE açma 5) eğer camlardan biri kırılırsa sabaha kadar öğretmen masasının altında saklan 6) Ne olursa olsun pencereden dışarı bakma 7) sabah ışıkları gözükünce evine çık sabah 9 da okula normal bir şekilde gel eğer tüm listeyi eksiksiz yaptıysan orda olucağım benimle iletişime geçme 8) Eğer orada değilsem bir şeyi eksik yapşındır demektir. Eğer orada değilsem SIRA SANA GELECEKTİR. 9) bunları ezberledikten sonra bu kağıdı yok et
Bunları okuduğum anda hiçbir şey artık anlamlı gelmemeye başlamıştı ama sonra saate baktım. Saat 00:33 ü Gösteriyordu. Hemen ayağa fırladım ve sabah giymek için ayırdığım giysileri üstüme geçirdim. Üstüme yorganımı aldım ve kağıdı 4 defa daha okuyup ezberledim. Sonra kağıdı sobaya atıp yandığından emin oldum. Sobaya masamın üstündeki bir sürahi suyu boşaltıp söndürdüm. Saate bir daha baktım saat 00:42 ydi aceleyle kapıyı açtım ve fırtınayla savaşarak alt kata inmeyi başardım. Kapıyı açıp içeri girdiğimde ayşe nin bu soğukta üstünde sadece o elbiseyle dışarda soğuktan ölmediğini ummadan edemedim. Artık içerideydim saate baktım 00:55 i gösteriyordu. Başarmıştım ama işe koyulmanın vakti şimdi gelmişti; kapıları kilitledim sobanın söndüğünden emin oldum ışıkları kapadım ve perdeleri kapayıp sıraları arkalarına dayadım.içerinin ve dışarının görünmediğinden emin oldum. Sınıftaki saat 1:20 yi gösterdiğinde her şeyi halletmiştim. Sırada saat 2 yi beklemek kalmıştı. Öğretmen masasına oturup saati izlemeye başladım ve düşüncelere daldım. Kuzgunlunun lanetli kışı ne kadar ses çıkararabiliyorsa çıkarmaya çalışıyor gibiydi. Herkes ve her şey gibi havası bile garipti bu lanet kasabanın. Saatin akrebi 2 nin üstüne geldiği anda ayağa kalktım ve tebeşirle ismimi kara tahtaya yazdım. Sonra oturdum ve gecenin en uzun kısmının geldiğini anladım. Birileri kapıya sert bir şekilde kapıya vurmaya başladı. Saat 2 yi geçmişti o yüzden kimseye kapıyı açmayacaktım ama işler çok değişik haller almaya başladı. Başta sadece vurulan kapı durdu. Birkaç dakika sonra bir kadın sesi "Hocam biz veliyiz kapıyı açın kızımız kayıp" diye yalvarıyordu bu ses. Daha sonra bu ses kayboldu başka bir ses kapıya vurmaya başladı. Sert bir erkek sesi "Kapıyı açın jandarma. Kuzgunluda işlenen suçları biliyoruz size yardım edelim kağıyı açın" diye uyarıda bulundu. Bunlarla beni ele geçiremezler diye düşünüyordum ki zayıf bir kapıya vuruş duyuldu ardından da ayşenin sesi duyuldu "lütfen kapıyı açın hocam çok üşüyorum beni götürecekler lütfen açın kapıyı beni onlara vermeyin" diye ağlıyordu ayşenin sesi. Ayağa kalkıp kapıyı açsam mı diye çok düşündüm ama sonunda açmamaya karar verdim ve yerime oturdum. O sesten sonra başka ses duyulmadı camlardan biri de kırılmadı. Ben de oturduğum yerde kafamı kaldırmaya çalışıyordum ki sabaha karşı uykuya yenik düşmüştüm. Yukardaki odadan gelen çalar saat sesiyle uyandım. Saat 7 olmuştu. Hemen ayağa kalktım, sabah güneşi perdelerin içinden sınıfa giriyordu hemen kalktım sıraları yerine koydum perdeleri geri açtım ve odama çıktım. Elimi yüzümü buz gibi suyla yıkadım ve bir sigara yaktım. Düşünmeden edemiyordum; acaba işe yaramış mıydı? Ayşeyi kurtarabilmiş miydim? Saat 9 a yaklaşırken gömlek ve kravatımı giydim ve sınıfa indim. İçeriden her günkü çocuk sesleri geliyordu. Derin bir nefes alıp sınıfa girdim ve hemen gözlerimi ayşenin sırasına çevirdim. Ayşe ordaydı ve gözünü yere dikmişti ve sağlıklıydı ya bu bana yetmişti. Belli etmemeye çalışıyordum ama sırıtmadan edemiyordum kendi kendime. Küçük bir kızın hayatını kurtarmıştım belki de. Neşeyle derse başladım sonra ama tahtaya döndüğümde nefes alamaz olmuştum. Tahtada ismim yazıyordu ve yanında tanıdığım bir el yazısıyla bir küçük not : bİR ŞeŶ mi ûnÙtTuÑ? El yazısı ayşeye aitti ve o anda kafamdan vurulmuşa döndüm. İsmimi tahtaya ters yazmamıştım...
Arkamı döndüğümde ayşe sırasında yoktu.
Artık sıra bana geldi. Kaçmanın bir anlamı yok. Nefeslerini ensemde hissediyorum. Eğer biri bunu okuyorsa lütfen...
KUZGUNLUDAN UZAK DURUN!
submitted by exclamationless to wiredpeople [link] [comments]


2018.05.16 04:14 ersagburada Ersağ Parfümleri

🎏🎑🎊PARFÜME DAİR MERAK ETTİKLERİMİZ VE ERSAĞ PARFÜMLERİNİN TERCİH İHTİMALLERİ
✨Parfüm yüzyıllardır insanların tercih ettiği hoş kokulara verilen isim. Bu hoş kokuları, kimi daha güzel kokmak için, kimi rahatsız edici vücut kokusunu engellemek için, kimi kendini daha iyi hissetmek için kullanır. Daha bir çok nedenden tercih edilen parfümlerde bir çok insanın takıldığı konu; "hangi parfüm?" sorusudur. Bu soruda karşı tarafa olarak cevap vermek çoğu zaman çok zordur. Kişisel deneyimle "evet bu benim kokum" denilebilecek bir konu da, hele hele uzaktan parfüm önermek oldukça zordur.
Bu araştırma konumuz üzerine yaklaşık iki aydır çalışıyorum. Elbette bir çok kaynağa müracaat ettim, bir çok yazı okudum konuya dair ancak bu paylaşımın bir farkı var. Hem de bu güne kadar parfüme dair yazılan çizilen pek çok yazıdan ayrılan bir fark.. Ersağ Isparta Büro müşteri temsilcimiz Cemile Çoğal'ın tespitleri doğrultusunda hazırlanmış olması bir çok Ersağ Kullanıcısına ışık olacak diye düşünüyorum. Ersağ parfümlerini tek tek ele aldık ve kimler hangi tercihi yapabilir sorusuna cevap olabilecek bir yazı hazırladık. Ayrıca fotoğraf çekimi için oldukça uğraştık. Fotoğraf çekimlerinde de yardımcı olan Sevgili Cemile'ye teşekkür ediyorum. Ancak hemen belirtmem gereken bir konu var ki; konumuz parfüm... Dolayısıyla yüzde yüz böyledir diyemeyeceğimiz bir konudur bu. Yani en güzeli parfüm isteyen kişilerin denemesini sağlamak. Bu konuda da unutulmaması gereken karşımızda ki denemek istediğin de bile bizim konuya dair bilgi sahibi olmamız çok önemli.
Parfümle ilgili bu yazıda; "Parfüm kullanırken nelere dikkat etmeliyiz? Parfümler içinde ki alkol nedir? Parfümlerde "nota-notalar" nedir? Ersağ Parfümlerini seçerken Yaş, Ten Rengi, Kişinin Karakterine göre tercih edilen parfümler nelerdir? " Sorularına cevap olmasına özen gösterdik.
✳️PARFÜM KULLANIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER;✳️
❎Temiz tene uygulayın Parfümün güzel kokması için kullanılan bölgenin temiz olması gerekiyor. Etkileyici ve güzel bir kokunun ilk şartı temiz bir ten. Özellikle banyodan sonra sürülen parfüm çok daha kalıcı oluyor. Çünkü ciltteki gözenekler banyodan sonra açılıyor ve kokuyu daha iyi emiyor. Ayrıca banyo esnasında parfümün yan ürünlerini kullanmak, kokunun kalıcılığını arttırmaya yardımcı oluyor.
❎Güzel kokmak için parfümü doğru yere sıkın Parfümün kalıcılığını arttırmak ve uzun süre güzel kokmak için bedeninizdeki doğru yerleri tespit etmek gerekiyor. Nabzın attığı yerler parfümün kalıcılığını ve güzel kokuyu destekleyen en iyi yerlerdir. Bilekler, boyun, göğüs arası, kulak arkası ve diz araları daha sıcak ve nemli bölgeler olduğu için parfüm bu bölgelerde kullanılmalı. Buralara sıkılan parfümler daha iyi yayılarak uzun süren kalıcılık sağlanıyor.
❎Doğru parfüm seçerken cilt tipinize dikkat edin Doğru parfüm seçerken dikkat edilmesi gereken bir diğer faktör de cilt tipi. Cilt tipi parfümün kalıcılığını etkiliyor. Cilt tipinizi belirledikten sonra işiniz daha kolay bir hale geliyor. Parfümü daha uzun süre saklayan yağlı cilt tipine sahip olanlar bu konuda oldukça şanslılar. Ancak kuru bir cilt yapısına sahip olanlar için durum birazcık farklı. Uzmanlar, kuru ciltte parfümün kalıcı olmadığını ifade ediyor. Bu yüzden kuru cilde sahip olanların parfümü biraz daha fazla sürmelerini öneriyor.
❎Her beğendiğiniz koku size yakışmaz Doğru parfüm seçimi yaparken en önemli kokuyu beğenmeniz değil bedeninizde nasıl koktuğudur. Modada olduğu gibi parfümde de en güzel parfüm kendine yakışanı bulmaktan geçiyor. Uzmanlar, beğendiğiniz bir parfümü denemeden karar vermemenizi öneriyor. Parfümler kokularını, cilt kokusuyla birleşerek gösterirler. Bu yüzden kendi teninizde denemeden parfüm seçmek kimi zaman hayal kırıklığı yaratabiliyor.
❎Üçten daha fazla koku denemeyin Kendi parfümünüze karar verirken öncelikle bileğinizi iç tarafına bir parça sıkın ve üstünden 10 dakika geçmesini bekleyin. Bu sürede alkol buharlaşır ve vücudun kimyasıyla uyumu tamamlanarak gerçek etkisi ortaya çıkıyor. Bu yöntemle en fazla 3 kokuya bakın. Daha fazlası koku duyunuzun geçici süreyle etkisizleşmesine sebep olur. Kokuları birbirine karıştırmak istemiyorsanız kokular arasında kahve koklayın. Kahve kokusu parfüm kokularını nötrleyerek koku alma duyularınızın açılmasına sağlar.
❎Parfümlerinizi KARANLIK VE SERİN YERDE saklayın Parfümlerin saklanma koşulları ömürlerini uzatıyor. Parfümleri karanlık, kapalı ve serin ortamlarda saklamak en iyisi yöntem. Kapağı kapalı olarak dolapta saklanan parfümlerin ömrü uzuyor.
❎Bileklerinizi ovuşturmayın Parfüm sıktıktan sokra bilekleri ovuşturmak, yapılan en büyük yanlışlardan biridir. Sürtmenin etkisiyle ısınan ten sonucu ortaya çıkan enzimler parfümün kokusunu değiştirir. Bu nedenle bileklerinizi ovuşturmamaya dikkat edin.
❎Küçük boy tercih edin Parfümler, uzun süre bekledikten sonra zararlı ve alerjik madde içeren bakteriler üretmeye başlar. Ayrıca dayanıklılığı da günden güne azalacak olan parfümlerin ömrünün 3 ay olduğu bilinmektedir. Bu durumda küçük şişeli parfümler tercih etmek en doğru seçenek olacaktır.
❎EDT Yerine EDP Tercih Edin Parfüm markalarının sonunda genelde EDP ya EDT şeklinde uzantılar bulunur. Birçok kullanıcı bunların tam olarak ne anlama geldiğini bilmeyebilir. EDP yani (Eau De Parfum) daha kalıcı etkisi bulunmaktadır. EDT (Eau De Toilette) diğerine göre kalıcılık süresi daha azdır. Bunun nedeni EDP’de parfüm esans oranı daha yüksek seviyededir. EDT’de %8 olan oran EDP’de %15-20 düzeyinde olabilmektedir. Bu nedenle dikkat etmeniz iyi olur.
✴️Parfüme Alerjinizi Var Mı? Nasıl Anlarsınız?✴️ Belirli bir parfüme alerjiniz olup olmadığını denemek için bir damlasını bileğinize sürün. Bir saat içinde şiddetli kaşıntı, kızarma ya da başka bir belirti olmazsa alerjiniz yok demektir.
❎Parfümü Saçlarınıza Sıkmayı Deneniz mi? Belki de birçoğunuzun ilk defa duyduğu bu uygulama profesyonel anlamda en fazla kalıcılığı sağlayacaktır. İsterseniz saçınıza isterseniz saçınızı taramak için kullandığınız fırça tarağa sıkarak saçınızı bu şekilde tarayabilirsiniz.
✳️PARFÜMLERDE Kİ ALKOL TARTIŞMASI✳️ Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor ki: "Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır." (Nesai, Eşribe, 25 ) Keza Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor: "Her sarhoş edici şey haramdır. Bir küp içildiği takdirde sarhoşluk veren bir şeyin tek avucu da, tek yudumu da haramdır." (1) Alkolün tabiatta var olduğu bilinen bir gerçektir. Yediğimiz kimi meyve ve yiyeceklerde bize zarar vermeyecek oranlarda etil alkol (ethanol) vardır. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm): "Üzümden içki yapılır, hurmadan içki yapılır, baldan içki yapılır, buğdaydan içki yapılır, arpadan içki yapılır. Ben sizi bütün sarhoş edicilerden yasaklıyorum." [Ebû Dâvud, Eşribe 4, (3676); Tirmizî, Eşribe 8, (1873)] buyurmakla, bu meyve ve yiyeceklerde fıtrî olarak bulunan alkol oranlarına işaret ettikten sonra, bu alkol oranlarını özel işlemlerden geçirip mayalandırmak sûretiyle fazlalaştırarak sarhoş edici bir düzeye getirip bunu içmeyi yasakladığını bildiriyor. Dikkat edelim: haram kılınan, alkolü arttırılmış içecektir, sarhoşluk veren içkidir. Bu açıdan etil alkolün de çeşitleri vardır. Belli bir mayalama süresini aşmayan alkoller caizdir. Ancak mayalaşma oluşmuş alkoller caiz değildir. Örneğin kefir gibi helal bir yiyecek az bir süre bekletilirse caizdir. Ancak belli bir müddet mayalanması için beklenirse caiz olmaz. (1) bk. Buhârî, Eşribe 4, Vudû 71; Müslim, Eşribe 67-68, (2001); Muvatta, Eşribe 9, (2, 845); Ebû Dâvud, Eşribe 5, (3682, 3687); Tirmizî, Eşribe 2, 3, (1864, 1867); Nesâî, Eşribe 23, (8, (298)
✳️ERSAĞ PARFÜMLERİNDE TERCİH EDERKEN SİZE YOL GÖSTEREBİLECEK İPUÇLARI;✳️
"EDT Yerine EDP Tercih Edin Parfüm markalarının sonunda genelde EDP ya EDT şeklinde uzantılar bulunur. Birçok kullanıcı bunların tam olarak ne anlama geldiğini bilmeyebilir. EDP yani (Eau De Parfum) daha kalıcı etkisi bulunmaktadır. EDT (Eau De Toilette) diğerine göre kalıcılık süresi daha azdır. Bunun nedeni EDP’de parfüm esans oranı daha yüksek seviyededir. EDT’de %8 olan oran EDP’de %15-20 düzeyinde olabilmektedir. Bu nedenle dikkat etmeniz iyi olur." 🔴ERSAĞ PARFÜMLERİNDE EDP UZANTISI VARDIR
➡️ Aşağıdaki tespitler kişilerin tercihlerine ve beğenilerine göre bilgi olarak toparlanmıştır. Yüzde yüz böyledir diye düşünülmemesi gerekmektedir.
☑️TEN RENGİNE GÖRE;
💠KADINLARDA
🔵ESMER TENLİ GENÇLER; 🔸Esila 🔸Ahenk 🔸Frezya 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ GENÇLER 🔸Lilyum 🔸Esila ( 20 Yaş Altı tercih ediyor) 🔸Lavinya 🔸Krizantem 🔵ESMER TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ; 🔸Reyya 🔸Gardenya 🔸Krizantem 🔸Amira 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ; 🔸Lilyum 🔸Frezya 🔸Açelya
💠ERKEKLERDE
🔵ESMER TENLİ GENÇLER 🔸Poyraz 🔸Ayaz 🔸Rüzgar 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ GENÇLER 🔸Lodos 🔸BKR 🔸Rüzgar 🔵ESMER TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ 🔸Poyraz 🔸Kuzey 🔸Ayaz 🔸Bora 🔸Amir 🔸Okyanus ( 50 yaş üzeri) 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ 🔸Rüzgar 🔸Bkr 🔸Poyraz
☑️ERSAĞ PARFÜMLERİNDE KOKULARIN HAFİFLİK AĞIRLIK DEĞERLERİ;
💠KADINLAR;
🔻HAFİF -ORTA -AĞIR(FANTAZİ KOKULAR)
🔵HAFİF KOKULAR 1️⃣ (en hafif) Lilyum 2️⃣ Krizantem 3️⃣ Açelya 4️⃣ Lavinya 🔵ORTA 1️⃣Frezya 🔵AĞIR (FANTAZİ KOKULAR) 1️⃣ ( en ağır) Reyya 2️⃣ Gardenya 3️⃣ Esila 4️⃣ Amira 5️⃣ Ahenk ( Şekerimsi)
💠ERKEKLER;
🔻HAFİF- ORTA - AĞIR (FANTAZİ) KOKULAR
🔵HAFİF KOKULAR 1️⃣Lodos 🔵ORTA 1️⃣Rüzgar 2️⃣Poyraz 3️⃣BKR 4️⃣Bora 5️⃣Amir 🔵AĞIR (FANTAZİ) KOKULAR 1️⃣Kuzey 2️⃣Ayaz 3️⃣Okyanus
✳️PARFÜM NOTALARI NEDİR?✳️
Parfümde nota denildiği zaman kastedilen şey parfüm kokusunun açılma kademeleridir. Parfümün kullanıldığı andan itibaren, farklı zamanlarda farklı kokuların açığa çıkmasının sebebi bu notalardır.
Üst, orta ve baz. Üst notalar, parfüm uygulandığı an duyulan koku olup etkisi ancak birkaç dakika sürer. Orta noktalar, keskin üst noktalar yok olduğunda ortaya çıkar ve etkisi birkaç saat sürer. Baz notalar, kokuya zenginlik ve derinlik katmakta ve genellikle parfüm uygulandıktan en az yarım saat sonra, orta nota kaybolmaya yakınken duyulmaya başlar. Baz notların etkisi gün boyu sürer.
☑️ÜST NOTA☑️ Üst nota, parfümün sıkıldığı an duyulan ilk kokudur ve en uçucu esanslardan oluştuğu için etkisi ancak birkaç dakika sürer. Tüketicinin deneme aşamasında aldığı koku olması nedeniyle, parfüm pazarlaması ve satışı açısından en çok önem verilen, ancak kullanım sırasında en az etkisi olan kokulardır. Bu nedenle parfüm alırken hemen ilk başta duyulan kokuya göre yorum yapmamak gerekir. Üst notalara “tepe noktası” da denmektedir. Turunçgil ve zencefil kokuları keskin ve çabuk buharlaşmaları nedeniyle üst nota bileşenlerinde sıkça kullanılır. ☑️ORTA NOTA☑️ Orta nota, keskin üst notalar yok olduğunda ortaya çıkar ve etkisi birkaç saat sürer. Parfümün karakteri, onu farklı ve beğenilir kılan bölüm aslında bu katmanın içindedir. Orta notaya önemini belirtmek açısından “kalp notası” da denmekte olup, en belirgin halini kokunun cilde (tene) yerleşmesi ile belli eder. Eğer bir parfüm satın alacaksak biraz sabredip orta notadaki kokuların açığa çıkmasını beklemek daha doğru olacaktır. Genellikle parfümlerin orta notalarında daha geç havaya karışan, çiçeksi ve aromatik kokular bulunur. ☑️ALT NOTA☑️ Kokuya zenginlik ve derinlik katmakta ve genellikle parfüm uygulandıktan en az yarım saat sonra, orta nota kaybolmaya yakınken duyulmaya başlayan notadır. Alt notanın kokuları yoğunluk olarak daha baskındır. Bu kısım parfümün gerçek kişiliğinin, kalıcılığının ve başarısının ifadesidir. Alt notaların etkisi parfümün kalıcılığıyla orantılı olup, gün boyu sürebilir. Alt notaya “baz nota” veya “dip nota” da denilmektedir.
☑️ERSAĞ PARFÜMLERİNDE KARAKTER VE YAŞAM ŞEKLİNE GÖRE TERCİH İHTİMALLERİ☑️
🔸NOT; Aşağıdaki tespitler kişilerin tercihlerine ve beğenilerine göre bilgi olarak toparlanmıştır. Yüzde yüz böyledir diye düşünülmemesi gerekmektedir.
💠KADIN💠
🔷AÇELYA ; Her yaş grubunun, her ten renginin ALKOLSÜZ üretildiği için kullanabileceği şekilde içeriği ayarlanmıştır. Ana (Üst) Notalar; Portakal, Ahududu, Neroli(narenciye) Orta Notalar Yasemin, Portakal, Gardenya Son (Baz) Notalar; Bal Kokuları
🔷REYYA; Kendini kokusuyla hissettirmeye çalışan, süse meraklı, benim bildiğim doğru diyen, sonradan yakaladığı güzellikleri seven kadınların tercih ettiği koku olarak gözlemlendi Ana (Üst) Notaları; Gül, Japon Elma, Yeşil Yapraklar Orta Notaları Lotus, Siyah Orkide, Kırmızı Ağaçlar Son (Baz) Notaları; Siyah Menekşe ve Kehribar
🔷FREZYA; Kendine güvenen, başarılı işlere imza atmış, hırslı değil ancak çalışkan kadınların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Bu bölümde ki kadınlar İş kolik değildir. ) Ana (Üst) Notaları; Galbanum(taze,baharatlı ), Bergamut, Orta Notaları Gül, Portakal Çiçeği Son (Baz) Notaları; Amber (sıcak, tatlı ve dikkat çekicidir), Sandal Ağacı(odunsu)
🔷GARDENYA; Yönetmeyi seven, prensipli, yönetici, dominant kadınlar genelde tercih etmektedirler. Ana (Üst) Notaları; Bitki Buketi Orta Notaları Nane, Kakule(Egzotik, yakıcı ve kuvvetli baharat grubundan), Portakal Çiçeği Son (Baz) Notaları; Vanilya ve Tonka Fasulyesi(Parfüme oryantal bir hava verir.)
🔷LAVİNYA; Duygusal, romantik, hayatının her alanında baş rolde aşk olan kadınların tercih ettiği koku olduğu gözlenmiştir. Ana (Üst) Notaları; Yasemin, Havuç, Baharatlı Kişniş Otu Orta Notaları Kakule, Şeftali Son (Baz) Notaları; Odunsu-Misk(Yoğun, kuvvetli ve egzotik), Vanilya
🔷KRİZANTEM; Sakin kendi halinde, yaşadıklarını içinde saklayan, hayata dair yüksek beklentisi olmayan, akışında yaşayan, dertlerini içinde yaşayan kadınlar tercih etmektedir. Ana (Üst) Notaları; Mandalina Yaban Mersini Orta Notaları; Liça Son (Baz) Notaları; Misk, Vanilya, Amber
🔷LİLYUM; Kendinden emin olduğunu her haliyle belli eden, seyahat etmeyi, gezmeyi çok seven, sosyal ve son derece aktif kadınların tercih ettiği koku olarak değerlendirmeye alınmıştır. Ana (Üst) Notaları; Aromatik meyve kokuları Orta Notaları; Mandalina, Portakal, Pembe Greyfurt, Yasemin, Gül Son (Baz) Notaları; Sandal Ağacı, Sedir Ağacı, Misk
🔷AHENK; Uçuk kaçık, her ortama uyum sağlayan, eğlenmeyi, gezmeyi, seyahat etmeyi seven, insanlarla çabuk kaynaşan, anlaşan kadınların tercih ettiği koku olarak değerlendirildi. Ana (Üst) Notaları; Ahududu Orta Notaları; Şakayık çiçeği Son (Baz) Notaları; Misk ve odunsu koku
🔷ESİLA ; Kokuya aşık, güzel koksun iz bıraksın yeter diye düşünen, buram buram koksun diyen kadınların tercih ettiği bir koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Taze Vanilya, Yeşil Mandalina Orta Notaları; Su Yasemini, Zambak Son (Baz) Notaları; Sandal Ağacı, Kaşmir, Ambergris (Koku profili hafif tuzlu, sıcak bir ten-vücut kokusu gibidir.)
🔷AMİRA; Davete giderken, özel bir yere giderken, bir toplantıya, bir seminere giderken tercih edilen bir koku olabilir. Ana (Üst) Notaları; Siyah frenküzümü, Portakal ve Pembe Greyfurt Orta Notaları; Taze Kavun ve Kayısı Çiçeği, Son (Baz) Notaları; Sandal Ağacı ve Beyaz misk
💠ERKEK💠
🔶BORA; Her yaş grubunun, her ten renginin ALKOLSÜZ üretildiği için kullanabileceği şekilde içeriği ayarlanmıştır. Ana (Üst) Notaları; Sedir, Misk, Amber Orta Notaları; Zencefil Son (Baz) Notaları; Portakal, Mandalina, Greyfurt, Bergamot
🔶POYRAZ; Öğrenci, öğretmen, iş yoğunluğu, koşturusu yoğun bakımlı bayların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Kendinden emin iş hayatında çok büyük işler yapan değil de yine de kendi halinde başarılı olan bayların kokusu diyebiliriz. Ana (Üst) Notaları; Limon, Portakal, Mandalina Orta Notaları; Deniz Kokusu, Gül, Menekşe, Muhabbet Çiçeği Son (Baz) Notaları; Sedir Ağacı, Yosun
🔶RÜZGAR; Erkeksi erkeksi kokmak isteyen, masaya yumruğunu vurup olaylarda hakimiyet kurmak isteyen, ben buradayım mesajını vermek isteyen bayların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Yeşil Elma, Lavanta, Greyfurt Orta Notaları; Karanfil, Adaçayı, Itır Yaprakları Son (Baz) Notaları; Çam Yaprakları, Yosun
🔶LODOS; Naif, yumuşak başlı, halim selim, iyi huylu diye tanımlanan bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Zencefil, Biber Orta Notaları; Siyah Fesleğen, Adaçayı, Sedir Son (Baz) Notaları; Kehribar, Paçuli, Brezilya Sekoya, Süet ➰Paçuli // Yeşil ve odunsu temada sınıflandırılan paçuli bitkisi kalıcı esansıyla dingin ve etkili bir koku isteyenlerin de seçimi oluyor. ➰Kehriba/ Ağaçların kendilerini korumak amacıyla salgıladıkları reçine bir zaman sonra katılaşır ve fosilleşir. Bal rengi ile kızıl renk arasında farklılık gösterir. Fosil taş olarak hafifçe ısıtıldığında, hoş bir koku duyabilirsiniz. Ancak tıpkı kendi kendini saklayan çam reçinesi gibi, Ambere hapsolan kokuyu ortaya çıkaran da yine parfümörler oluyor. Amber özlü parfümlerin çoğu özellikle sonbahar ve kış ayları için harika kokular. Amber ülkemizde anlam karmaşası olan bir nota. Bunuda hemen kısaca açıklamaya çalışıp aklınızda bir yer edinmesini sağlamak istiyorum. Amber diye telaffuz ettiğimiz yukarıda açıklaması yapılan kehribardır. ➰Sekoya // Sekoya Kaliforniya’da yetişen, yüksek boylu ve çok uzun ömür­lü, kozalaklı ağaç.
🔶KUZEY; Görmüş geçirmiş, hayatın çemberinden geçtim ve duruldum diyen, sakin bir hayat yaşamak isteyen bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Liçi (Tropikal bir meyvedir. Türkiye’de Mersin civarında da yetiştirilmektedir. Liçi ağacı 15-20 metre boyuna ulaşabilen meyvesi 3-4 cm uzunluğunu bulan bir ağaçtır. Dış görünümü çileğe benzemek ile beraber, daha sert ve beyaz bir iç görünümü bulunmaktadır.), Frezya Orta Notaları; Manolya, Zencefil Son (Baz) Notaları; Amber
🔶OKYANUS; Belli bir hayat tecrübesini aşmış, belli yollardan geçmiş, bir sürü şeyi geride bırakmış bayların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Ylang Ylang (Özellikle çiçekli ve oryantal kokularla birlikte kullanılır. Baş döndürücü, tatlı kokusuyla parfüm üretiminde sıklıkla karşılaşılan bir bileşendir.), Yer Mantarı, Bergamot, Frenk Üzümü Orta Notaları; Orkide, Meyveli Notalar Son (Baz) Notaları; Koyu Çikolata, Tütsü, Sandal Ağacı
🔶AYAZ; İş kolik, iş adamı profilinde, takım elbiseli o toplantı senin bu toplantı benim havasında stabil yaşayan bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Yakut, Mandalina, Greyfurt, Nane Orta Notaları; Gül, Tarçın Baharat Kokuları Son (Baz) Notaları; Kehribar
🔶BKR; Bakımlı, kendine özen gösteren, titiz, seçici, başarılı, hayatı seven, hayat ile birlikte işini de seven bayların tercih ettiği bir koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Greyfurt, Okyanus notaları Orta Notaları; Defne Yaprağı, Yasemin Son (Baz) Notaları; Gri Amber, Meşe Yosunu, Vanilya
🔶AMİR; Seyahat etmeyi seven, hareketli ve aynı zamanda iş yoğunluğu fazla, ancak yoğunluğuna rağmen gezmeye zaman ayıran bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Baharatlı Aromatik kokular Orta Notaları; Taze Kavun, Ananas Son (Baz) Notaları; Vanilya, Amber
Bir Konuya dair tekrar hatırlatalım, bu tespitler bu güne kadar tercih eden ve evet bu benim kokum diyen insanların ten renkleri, yaşları, ve hayat görüşlerinde ki farklılıklarında ki grafikle oluşturuldu. Konuyu hazırlarken tecrübeleri ile yardım eden Sevgili Cemile Çoğal'a teşekkür ediyorum.
📝Araştıran Hazırlayan Yazan Özlem Ayral Ersağ Parfümleri Deneyim Uzmanı Cemile Çoğal
submitted by ersagburada to organikurunalisverisi [link] [comments]


2016.05.05 09:12 Chuvashia Pelikan Dosyası

Hocanın ekibi yeterince konuştu.
Hocalarıyla beraber yeterince ortalığı karıştırdı.
Biraz da biz konuşalım mı?
Biraz da, REİS için canını feda edecekler konuşsun mu?
Çok az kişi aslında neler olduğunu biliyor.
Kabus gibi.
Hani çığlık atarsınız da kimse duymaz ya..
İşte öyle bir şey.
Hani herkesin ortasında cinayet işlenir de kimse aldırmaz ya..
İşte öyle.
Yani benim hissettiklerim öyle.
Her şey ortada, ama gören yok.
İnsanlar uyumak yerine, sırf ortada olanı görmeyi başarabilselerdi, benim bu yazıyı yazmama gerek kalmazdı…
Buradan çığlık atıyorum. Duyun artık:
Hanımlar! Beyler! Burası dehşet bir ülke.
Hiçbir şeyin yüzeysel bir bakışla görülemeyeceği bir ülke.
Üzerinde tüm süper güçlerin satranç oynadığı bir ülke.
Öyle Ergenokun’u pasifleştirmekle, paraleli tırstırmakla falan, bir günde güllük gülistanlık olacak bir ülke değil.
Bir haini def etseniz, yerine hemen yenisini getirirler.
Öyle kolay kolay, bizi bize bırakmazlar.
İcabında bizden olanları bile bize karşı hale getirirler.
Onun için gözlerinizi dört açın!
Etrafınızda ne oluyor, şöyle bir bakın.
Ama iyi bakın. Yüzeysel bakmayın.
Ve görün benim gördüklerimi.
Şimdi biraz da siz çatlayın:
Temayül yoklamalarında 1. Gül, 2. Yıldırım, 3. Davutoğlu çıktı.
Buna rağmen REİS hocayı parti başkanı yaptı.
Gül’ün çok yakışıklı İngiliz arkadaşları, bir de REİS’ten ve ailesinden nefret eden, ancak Hürriyet’e de pek aşık, ‘intifada’cı bir hanımı vardı.
REİS Gül’ü başkan yapmadı.
Yıldırım REİSçiydi.
Falsosu yoktu. Başarılıydı.
Parti tarafından seviliyordu.
Ama yeterince karizmatik değildi.
Kukla muamelesi yapacaklardı.
REİS Yıldırım’ı da başkan yapmadı.
Davutoğlu güzel konuşuyordu.
Hocaydı.
Ayrıca, görece tazeydi.
Uzun yıllar REİS’le de çalışmıştı.
Evet kibirliydi. Hem de çok.
Her şeyi o bilirdi. Ama teorik olarak.
Pratikte genelde çuvallardı. Örnek; Suriye.
“6 ayda Esed devrilir” dedi. Demekle de yetinmedi, bütün planlarını buna göre yaptı.
B planı yoktu. Çünkü çok emindi. Kendinden. Zekasından. Bilgisinden. Okumasından.
Esed kaldı. Hoca çuvalladı. Sonra bir sürü sıkıntı.
REİS yine de hocayı başkan yaptı.
Neden mi?
a) REİS hocanın, Suriye ve Filistin politikalarından hareketle, kendini devirmek isteyen Batı’yla uzlaşmayacak bir politikacı çıkacağını umuyordu.
“Bu hoca, Batı’yla da, onun ülkemizdeki truva atları olan paralellerle ve Doğan medyasıyla uzlaşmaz” diye düşünüyordu.
b) Başkanlık sistemine geçerken argüman üretir, akademik karizmasını, taze politikacı kimliğini bu yolda işlevsel hale getirir diye düşünüyordu.
Kendisinden bu iki konuda söz aldı.
“Temayül yoklamalarını biliyorsun, seni BEN başkan yapıyorum! Ama bu iki konuda söz vermen şartıyla” dedi.
Hoca kabul etti. Ya da etti gibi göründü. Bilmiyorum.
Fakat etrafındaki muhteris danışmanlar kabul etmediler. Bunu biliyorum.
Ali Sarıkaya, Osman Sert, Taha Özhan, Hatem Ete ve Ertan Aydın başlıcaları.
Bunların hepsi “okumuş” çocuklar.
Çok okumuşlar.
Bildiğiniz gibi değil.
Hepsi Allah’ın lüftu.
Hoca da “okumuş” adam.
REİS ise Kasımpaşalı.
Olur mu? Olmaz? Yakışır mı? Yakışmaz!
Dolayısıyla onların yönetmesi lazım.
Bir de REİS var, huzur yok. Batı durmuyor. Gezi, paralel falan.
Bir de yolsuzluk iddiaları.
İddiaların yalan olduğunu hepsi bok gibi biliyor ama olsun, iddiaların ortaya çıkması bile çok sinir bozucu bu ekip için.
İddiların değil REİS’in çürütülmesi lazım.
REİS giderse, bu “okumuş” ekip gelirse, ülkemin tadından yenmez.
Herkesle barışacaklar, REİS’i kurban edecekler.
Sonra kadayıf gibi bir ülkemiz olacak.
Bu kadar basit.
Hasılı kelam bu ekiple birlikte hoca, REİS’ten bağımsız, Batı’ya bağımlı politikalarını belirledi.
1
Reis’in ekonomi yönetimini ekarte etmek için ilk iş “Şeffaflık Yasası”nı çıkartalım dedi hoca.
REİS’in haberi olmadan hazırladı yasa paketini.
Ve kamuoyuna bizzat kendisi açıkladı.
Sonra REİS kendisiyle istişare edilmeden bu paketin hazırlandığını söyledi.
Hoca ve muhteris danışmanları tırstılar.
Paketi geri çektiler.
2
Ama hoca kararlıydı.
Gelir gelmez REİS’i yiyecekti.
17-25 Aralık üzerinden 4 bakanı Yüce Divan’a gönderme oylaması sırasında bir konuşma bahanesiyle İngiltere’ye gitti, meclis grubunun başında durup liderlik etmedi. Ardından Davos’a gitti. Ordan da New York’a sermaye gruplarıyla buluşmak için geçti. Davutoğlu’nun ABD ziyareti hakkında soru sorulan Beyaz Saray yetkilisi bile “Türk Başbakanı’nın burda olduğuna dair bilgimiz yok” dediği bir geziydi bu.
Biliyorsunuz mesele 4 bakan meselesi değildi. REİS’ti.
Önce bunlar Yüce Divan’a gönderilecekler, sonra da REİS.
Lakin hoca bu kadar kritik bir meselede ortada yoktu.
Bunu herkes biliyor.
Kimsenin bilmediğiyse;
Yüce Divan oylamasından bir gün önce 4 bakanın partiye çağrıldığı.
Bağış, Güler, Bayraktar, Çağlayan gecenin yarısında partiye gider.
Hocanın kurmayları kendilerine mecliste aklanmaları gerektiğini söyler.
Bakanlar “siz bizim ak olduğumuzu düşünmüyor musunuz?” diye sorar.
“Düşünüyoruz tabi, ama milletin önünde de aklanmanız lazım” diye cevap verirler.
Bakanlar,
“Biz kendimizden eminiz.
Zerre yolsuzluğumuz yok.
Aklanırız da.
Ancak bu süreç yıllarca sürer, partinin de çok başı ağrır.
Ama en önemlisi, paraleller REİS’i Yüce Divan’a çıkartma imkanı bulabilirler, emin misiniz?” diye sorarlar.
Hoca da gelmiştir.
“Bu bizzat Cumhurbaşkanımızın talimatıdır” der muhterem hocamız.
Çıktıklarında bakanlar çok şaşkındır.
Bağış REİS’i arar. Durumu sorar.
REİS “olur mu öyle şey?!” der.
“Gelin İstanbul’a hemen!” diye ekler.
1 saat sonra, bu sefer REİS Bağış’ı arar:
“Siz Ankara’da bekleyin, ben geliyorum”
Sabahın köründe buluşurlar. Bakanları dinler.
REİS kendisine yönelik kumpasın farkına varır.
Sonra hocaya zılgıtı çeker.
Yüce Divan oylaması ertelenir. Hoca da fırsattan istifade İngiltere’deki toplantısına gider.
Düşünebiliyor musunuz?
Şayet gecenin köründe Bağış o telefonu açmamış olsaydı, bugün belki de darbe yaşamış bir ülke olacaktık!
3
Hoca REİS’i devirmekte başarısız olunca, onu zayıftatmaya karar verir.
Yine onunla istişare etmeden Fidan’ı milletvekili yapmaya kalkar.
İşin kötüsü Fidan da REİS’le istişare etmeden hemen hocasının kucağına atlar.
Bu sefer REİS, medya mensuplarının karşısında hocayı ve Fidan’ı azarlar.
Fidan Umre’de REİS’i bulur.
Nedamet getirir.
Sonra tekrar görevi kendisine iade edilir.
4
Hoca yılar mı hiç! Bu sefer de sazı eline almaya karar verir.
REİS’in 10 seneden fazladır ince ince işlediği çözüm sürecinin kaymağını yemek ister.
Dolmabahçe’de HDP’lilerle Yalçın Akdoğan, Efgan Ala ve Mahir Ünal bir araya gelir.
Dolmabahçe Açıklamasına dışarıdan bakınca çok pozitiftir.
PKK baharda silah bırakmaya davet edilecektir falan.
Fakat asıl konuşan taraf HDP’dir.
Başta Sırrı Süreyya olmak üzere, HDP ekibi sazı eline almıştır artık.
Çözüm sürecinin gidişatını onlar belirler hale gelmiştir.
Şartları onlar tayin eder olmuştur.
O kadar ki Apo’yla sivil akillerin buluşturulmasına bile karar vermişlerdir.
Bizimkiler de “tamam” demiştir.
Devletin bu kadar aciz hale düşürüldüğü başka bir örnek gelmiyor aklıma.
Bugün yaşadığımız terör belasının ardındaki en büyük sebeplerden biri bu sergilenen acziyettir.
HDP’lilerin bu denli şımartılmasıdır…
Sonra REİS, bir ay boyunca PKK tarafının azgınlıklarına rağmen İzleme Komitesi kurulacağı manşetlerde yer alınca, kendisiyle istişare edilmeden Dolmabahçe açıklamasının yapıldığını söyler.
Apo’yla akillerin görüştürülmesinin de, Apo’nun elini güçlendireceğini ilave eder.
Mesele kapanır.
Ama dediğim gibi etkileri bugün bile devam etmektedir.
5
Bu sefer Bülent Arınç meydandadır.
REİS’in yalan söylediğini, kendisinin süreçten haberdar olduğunu ve ülkeyi hükümetin yönettiğini söyler.
Asıl kimin yalancı olduğunu söylemeye gerek yoktur diye düşünüyorum.
Hocamız hemen Arınç’a telefon açar, televizyondaki REİS-karşıtı açıklamalarından ötürü Arınç’ı tebrik eder.
6
Yarattığı hengameler sonunda seçimde hüsrana uğrayan hoca;
Aydın Doğan’ın damadının, Koç’ların ve diğer TÜSİADçıların ayağına (Ali Kibar’ın evinde) gitmiş olsa da,
Erdoğan’ı yeniçeriler tarafından katledilen III. Selim’e benzeten Economist Dergisi’ne koşa koşa röportaj vermiş olsa da,
Doktoruna kadar bütün akraba ve ahbaplarını vekil listesine koymuş olsa da,
başarılı olamaz.
Başkanlık meselesini neredeyse ağzına hiç almamıştır seçim kampanyalarında.
FETÖcusundan PKK’lısına, tüm hainlerin REİS’e “hırsız” “hırsız” diyerek ortalığı inlettikleri bir dönemde cevap mahiyetinde tek kelam etmemiştir.
Partide de bu konularda herhangi bir hareketlilik yaşanmamıştır.
REİS meydanlara inmeden önce yüzde 38’e kadar düşer oylar.
REİS, son bir ayda meydanlara inmeye karar verir ama yanlış politikaların faturasını halk kesmiştir artık.
Sonuç yüzde 41’dir.
REİS’siz siyasetin bedeli ağır olmuştur.
Ama hoca hâlâ asıl sorunun REİS olduğunu düşünmekte ısrar eder.
7
Seçimden hemen sonra “başkanlığı getirmek istedik, halk yetki vermedi” açıklaması yapar.
8
REİS’e yönelik hırsızlık iftirası kampanyasının asenası olarak arzı endam eden Bahçeli “Bilal’i ver koalisyonu al” diye nara atmaya başlar.
REİS çok öfkelenir.
Kendisinden açık açık çocuğunu kurban vermesini istemektedirler.
Hoca ise Bilal Erdoğan’ı kurban olarak isteyen Bahçeli’nin meclis yeminini sonuna kadar bekler.
Ve sonra da tüm kabinesiyle birlikte alkışı basar.
9
Hoca artık REİS’i devirmenin tek yolunun başkanlık yolunu kapatmak olduğuna kanaat getirir.
Bunun içinde mutlaka koalisyon yapması lazımdır.
Koalisyon hükümetinden başkanlık sistemine “olur” vermesini beklemek imkansız olduğu için hoca “koalisyon da koalisyon” diye tutturur.
Fakat muhalafet son derece nazlıdır.
Buna rağmen Kılıçdaroğlu “koalisyonu Erdoğan istemiyor” türünden açıklamalar yapmaya başlar.
Hoca bu açıklamalara hiç itiraz etmez.
Halbuki REİS hocaya “koalisyon kurabilirsen kur ama ısrarcı olma, partiyi aciz gösterme, en kötü ihtimal erken seçime gideriz” diye defaatle söylemiştir.
10
Bu arada Hoca yavaş kendi medyasını kurmaya başlar.
Mustafa Karaalioğlu (ES Medya’da iken ayda 100binden fazla maaş alan, kendisine 400 metrekarelik ofis kuran bu zat Ethem Sancak’ın bütün telkinlerine rağmen Feto’nun beddua haberini bile manşetten görmemiştir, Ekrem Dumanlı’nın Akit muhabirine attığı tokatı arka sayfalara gömmüştür, 17 Aralık’tan sonra bile Ekrem Dumanlı’yla dirsek teması bir süre devam etmiştir, Gezi sürecinde kısık sesle konuşmuştur, sonra görevden alınınca “objektif” gazetecilik yapmaya karar vermiştir),
Mahçupyan (REİS hakkında eşcinsellik imasında bile bulunan bir herif),
Hakan Albayrak (hocayı savunacağım, REİSçilere çakacağım derken Ahmet Hakan’ı bile savunan bir zavallı) ve Diriliş Postası,
Yıldıray Oğur ve Ceren Kenar (bakanların Yüce Divan’a gönderilmesi gerektiğini yazdı, Mahçupyan’a siper oldular, Babacan’a sahip çıktılar, Can Dündar bırakılınca sevinçten havalara uçtular), Genç Siviller ekibi (Yıldıray Oğur’un talimatıyla AK Parti gençlik kollarının üst kademelerine sızdılar),
İbrahim Karagül (1 Kasım seçimlerine bir hafta kala, içinde Ali Bulaç gibi paralellerin de ilk sayfada yer aldığı “gelin uzlaşalım kampanyası” başlattı; “Kabinede mason bakan korkusu” türü haberlerle kabineye ayar vermeye çalıştı) ve Yeni Şafak ekibinin neredeyse tamamı (elbette ki Salih Tuna, İsmail Kılıçarslan, Leyla İpekçi, İbrahim Tenekeci gibi bazı istisnalar hariç).
Abdülkadir Selvi (Yeni Şafak’ta yazdığı dönem, eskiden Aydın Doğan’ın 28 Şubat sürecindeki rolü üzerine yazdığı yazıları unutup CNN ekranlarına çıkmaya başlayarak Doğan medyasıyla dirsek temasına giren, bu arada yavaş yavaş REİS eleştirilerine başlayan, ve sonunda Hürriyet’e geçiş yapan şaşkın)
Akif Beki (REİS’in basın başdanışmanlığı sebebiyle adam yerine konulan, sonra kapağı Radikal ve Hürriyet’e atan, Karar’ın kuruluşunda bizzat etkili olan, ve bugünlerde köşesinden REİS’e “işler daha da çirkinleşebilir” tehditler savuran)
Taraf‘ın tamamı (Alkım ziyareti sonrası)…
Mahçupyan köşesinden REİS’e yardırmaya başlar.
REİS meydanlara indiği, “Başkanlık” dediği için seçim kaybedilmiştir.
Hoca itiraz etmez.
Hakan Albayrak “artık konuşma reis!” “artık köşene çekil reis!” yazıları kaleme alır.
Hoca itiraz etmez.
Bu ekip kendi medyalarında iki seçim arası dönemde tam yüzden fazla haber ve köşe yazısı yazar REİS karşıtı.
Bu arada REİS tarafından çok fazla ses çıkmaz.
Zira REİS müsaade etmez.
Hocayı kendi ıslah edecektir.
Dışarıya kavga görüntüsü vermeyecektir.
11
Hilal Kaplan, Melih Altınok, Kurtuluş Tayiz, Cemil Barlas, Haşmet Babaoğlu gibi isimler inceden dokundurmaya başlar hocaya.
Fakat Suheyb Öğüt Aktüel’de çok sert bir eleştiri yazar.
“Hoca felç geçiriyordum” diye inlemeye başlar.
Derhal Turkuvaz grubunu arar. Yazıyı kaldırtır.
Grup yazıyı hocadan tırstığı için değil, REİS’in politikası bu yönde olduğu için kaldırır.
Öğüt de durumu öğrenir, “eyvallah” der.
Bu arada bizim hocacı liboşlar da susmaktadır.
Şirin ve güler yüzlü hocamız kendisi hakkında ilk defa net bir eleştiriyle karşılaşmış ve ilk tepkisi bu yazıyı kaldırtmak olmuştur.
Bildiğin, Öğüt’ü sansürlemiştir.
Ama ne Mahcupyan, ne Oğur ne de başka bir özgürlükçü vatandaş bu durumu umursamıştır.
Durum hâlâ aynıdır onlar için;
kendisine her gün küfredilen,
uluslararası operasyonlarla devrilmeye çalışılan,
oğlu bile kendisinden kurban olarak istenen Erdoğan baskıcıdır;
kendisini eleştiren ilk yazıyı sansürleyen hoca ise demokrat.
12
Hoca artık kendisine ait müstakil bir medya kurma vaktinin geldiğine KARAR verir.
(Söylemeye gerek var mı bilmem: Bir siyasetçinin kendine ait yeni bir medya kurması, kendine ait yeni bir parti kurmasından farksızdır.)
Basın danışmanı Osman Sert’in desteğiyle KARAR’ı kurar.
KARAR’ın finansmanı “örtülü” olarak halledilir.
Yeni Şafak’a ise Ülker’in arka çıktığı söylenmektedir.
Hani şu hocanın lise arkadaşı Murat Ülker.
Hani şu hocanın vakfı Bilim-Sanat’ı finanse eden Murat Ülker.
Hani şu Rothschild’den aldığı kredilerle Godiva’yı satın alan Murat Ülker.
Hani şu başörtülü kadın nefretçisi Bedrim Baykam’ın boş çerçevesine 500bin TL veren Murat Ülker.
Hani şu Ali Atıf Bir Denen paralel vatandaşı kendi üniversitesine (Şehir) rektör olarak atamaya kalkan Murat Ülker.
Hani şu, Harvard’a milyonlarca dolar bağış yapıp kendi üniversitesindeki yüksek lisans öğrencilerinin burslarını kesen Murat Ülker.
Hatırladınız değil mi?
Hah işte o adam.
En çıldırtıcısı ne biliyor musunuz?
Kendi medyasını kuran hocamız daha geçen gün, Turkuvaz’ı hedef alarak “medya üzerinden siyasete dizayn vermeyin” diye çıkış yaptı.
Galiba şunu söylemek istedi:
Ben çok uğraştım ama yapamadım, beceremedim, Karar bütün çabamıza rağmen hala 2 bin satıyor, ne olur siz de yapmayın, tavsiye etmem.”
13
Eylül’de MKYK’yı baştan sona kendi şekillendirmek isteyen hocaya karşı, REİS’in talimatıyla Binali Yıldırım devreye girdi.
1353 delegenin 900’ünün imzasını topladı.
Sonra da Abdülhamit Gül’den Mehmet Muş’a, Berat Albayrak’tan Ayşenur Bahçekapılı’ya kadar REİSçi pek çok isim MKYK’ya girdi.
Gül’ün ekibi (Hüseyin Çelik, Ali Babacan, Mehmet Şimşek vs.) ise safdışı edildi.
14
Madem ki partinin has isimleri ve tabanı kendisine destek vermiyordu, o zaman diğer kesimlerin desteğinin alması lazımdı.
Gezici ve PKK’cı güruha bile şirin gözükmek için,
PKK’nın ortalığı kan gölüne döndürdüğü, HDP’nin terör propagandası yaptığı, canlı bomba taziyelerine gittiği dönemlerde bile HDP’ye yönelik bir tepki ortaya koymadı.
Baktı ki MHP kendisini eleştirmeye başlamış, işte o zaman, şişin ve kebabın yanmaması için, “bütün dokunulmazlıkları kaldıralım” dedi.
Daha kötüsü hocanın iki adamı, Naci Bostancı ve Ali Sefer Üstün, dokunulmazlık meselesini görüşmek üzere katil HDP’nin ayağına gitti.
Sırrı Süreyya bu şaşkın ikiliyi ceketsiz, kravatsız, gömleksiz, basit bir kazakla karşıladı.
Dayı dayı konuştu. Artistliğini yaptı, bunlar da Sırrı’ya hürmetlerini arz edip gittiler.
15
Bitmedi! Hoca PKK’ya yönelik olarak “2013 Mayıs şartlarına dönülürse her şey konuşulabilir”
diye bir açıklama yaptı.
Barış zamanında savaşı konuşan ne kadar hainse, savaş zamanı barışı konuşan da işte o kadar haindir.
16
Aynı günlerde AK Parti milletvekili Özhaseki “paralel fabrika ayarlarına dönerse mücadele biter” açıklaması yaptı.
Hocamdan tek bir itiraz gelmedi.
17
Avrupa Parlamentosu başkanı Schulz, REİS’e en galiz şekilde küfreden video klibe yönelik Türkiye’nin verdiği tepkiye karşı yine REİS’e yönelik “otoriter” kabilinden hakaretler etti.
Hocamız ise Schulz’a karşı tek kelam etmedi.
18
Schulz’un
“Biz Erdoğan’la anlaşmadık. Bizim muhatabımız Davutoğlu’dur, hükümettir, onlar da gayet ciddi muhataplar”
sözleri üzerine hocamız yine tek kelam etmedi.
REİS ise önce bu Nazi bozmasına çaktı:
“Bahsettiğiniz kişi, benimle ne zaman görüşse, liderliğimin ne kadar saygın olduğundan söz eder.
Yüzüme karşı böyle konuşan bir insanın şimdi o türden tavırlara girmesine ne demeli?
Ben bu tür davranışları, Alman ekolünün Türkiye’ye bir operasyonu gibi görüyorum.”
Sonra da mülteciler konusunda Almanya’ya övgüler düzen hocaya:
“3 milyar euro meselesinde en büyük yükü Almanya alıyor deniliyor. Halbuki cüzi bir miktar hariç, Türkiye’ye gelen bir şey yok. Bizden neyin projesini istiyorsunuz? Sizin proje dediklerinizi biz çoktan yaptık. Proje diyerek kimse bizi aldatmasın.
Birileriyle fotoğraf verebilmek için böyle şeylerin içine girmeye gerek yok”
19
Her işte çuvallayan hocamız artık ne yapacağını, REİS’i nasıl görünmezleştireceğini, kendisinin nasıl varlık göstereceğini şaşırır hale geldi.
“Schengen vize anlaşmasını dört ay öne alacağız. Bu bizim başarımızdır” türünden laflar etti.
REİS “artık yeter!” dedi ve patladı:
“Başbakanlığım döneminde Schengen’in Ekim 2016’da uygulamaya gireceği açıklandı. 4 ay öne çekmenin kazanım gibi sunulmasını anlayamıyorum. Küçük şeylerin büyük kazanım gibi sunulmasına üzülüyorum.”
20
REİS Obama’yla görüştü. Bütün ABD, REİS’in ayağına geldi. Bizim FETÖcu, Gezici ve PKKcı medya mosmor oldu.
Sanıyorum hocam da öyle oldu.
REİS-Obama görüşmesinin üzerinden bir ay geçmeden, hocam Beyaz Saray’dan randevu istedi.
Başka söze gerek var mı?
21
Hocam, Osman Sert eliyle Taha Ün’ü kendi trol ekibine dahil etti.
İşin kötüsü Taha Ün’ün eşi, Emine Erdoğan hanımefendinin özel kalem müdiresi Sema Silkin.
REİS açısından ne kadar berbat bir durum değil mi?
Taha Ün ve ekibi, yanlarına birkaç hırdavatı da alıp, hocayı eleştiren herkesi tvitırda FİTNEci ilan etmeye başladı.
22
Hocanın fahri danışmanı yeni gazetecisi Mahcupyan,
PKK ile masayı kuran onlarca yazı yazdı;
devlete, “dönüp dolaşıp PKK’nın ayağına geleceksiniz, gelmezseniz anti-demokratiksiniz, gayrimeşrusunuz” minvalinde yazılar döşendi.
23
Beştepe’ye karşı paralellerin “İsrafsaray” hakaretleri, 250bin dolarlık masa iftiraları kol gezer, REİS bu kepaze ithamlarla boğuşurken bir kez olsun sesini çıkarmayan hocamızın partisi;
Can Dündar serbest bırakılınca, sevinçle karşıladı.
REİS “karara saygı duymuyorum” deyince,
hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş çıkıp
“Cumhurbaşkanı’nın şahsi fikridir” diyerek makamı küçümsemeye kalktı.
24
REİS’in “yalan söyleyen zat” dediği, “paralel için cübbemi giyerim” diyen Arınç, Manisa’da özel törenle hocamız tarafından karşılandı ve ağırlandı.
25
REİS’e yönelik hemen her gün hakaretamiz haberlerin çıktığı Taraf gazetesinin sahibi Arslan’la Alkım Kitabevi’ne ziyaretine gidip el sıkıştı hocamız.
O gün bugündür Taraf, hocaya taraf.
26
Hoca, “her şeye ben karar vereyim hırsıyla bakanların müsteşar atamasına bile izin vermedi. 4 aydır müsteşarı atanamayan bakanlar var.
27
Hocamız, REİS’in şiddetle eleştirdiği, 1100 terör destekçisi Akademisyen’in imza kampanyası için “görmezden gelsek olay bu kadar büyümezdi” yorumu yaptı.
Sonuç:
hoca ile REİS arasındaki hikaye basit bir ihtiras hikayesi değildir.
Çünkü hoca kendi ihtiraslarının peşinden koşabilmek için,
REİS karşıtı, ve dolayısıyla REİS’i destekleyen halkın karşıtı kim varsa, onunla işbirliği kurma yoluna gitmiştir.
Küresel güçlerin ülkemizdeki satrancında vezir görüntüsüne sahip basit bir piyon olmayı kabul etmiştir.
Kavga budur.
Kaybedeni de bellidir!
submitted by Chuvashia to Turkey [link] [comments]